IĞDIR FORUM
EYE SEN HOŞ GELİPSEN HARDAYDIN İNDİYE GEDER Smile

IĞDIR FORUM

DOĞUNUN ÇUKUROVASI OLAN IĞDIR'IN TANITIM SİTESİ
 
AnasayfaTakvimSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Hanaklı Mazlumi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
MeNTaL
Admin


Mesaj Sayısı : 103
Kayıt tarihi : 10/12/08

MesajKonu: Hanaklı Mazlumi   C.tesi Ocak 03, 2009 1:27 pm

Asıl adı Ahmet, mahlası Mazlumi’dir. Mazlum, zulüm ve haksızlığa uğramış anlamına gelirse de Türkçe’de, sessiz, yumuşak, sakin gibi anlamı da vardır. Bu mahlası niçin, nasıl ve ne zaman aldığını bilmiyoruz.
Mazlumi, Ortahanak’ ta doğmuş ve orada ölmüştür. Babasına Kadir Ağa derlermiş. R.1322 (M.,1907) yılında 50 yaşında olduğu söylenmektedir. Buna göre onun H.1272 (M. 1855) tarihinde doğduğu tahmin edilmektedir. Ölüm tarihi de kesin olarak bilinmemekle birlikte 1922’de öldüğü yolunda haberler vardır. Böylece kaba bir hesapla onun, XIX. asrın ikinci yarısı ile XX. asrın ilk çeyreği arasında –67 yıl- yaşadığını söyleyebiliriz.
Mazlumi hakkında Hanak Kaymakamlığının 9 şubat 1999 tarihli faks notunda, "Hanaklı Mazlumi, ilçemizde doğup İnternetış ve yine burada vefat etmiş bir şairdir. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak tespit edilememiştir. Yapılan araştırmada hiç evlenmediği, bu yüzden de kendisinden geriye birinci derecede yakınının kalmadığı anlaşılmıştır. Amca oğullarından bazılarının çok önceleri İzmir’e ve bazılarının da İstanbul’a göç ettikleri öğrenilmiştir. Yine akrabalarından olup Ardahan’da yaşayan Necati Öztürk’ ün de şair hakkında kesin bilgilere sahip olmadığı anlaşılmıştır." Denilmektedir.
Bu bilgileri değerlendiren Prof. Dr. Kirzıoğlu, şairin hiç evlenmediği ve çoğunun da bulunmadığı yolundaki bilgilere kesinlikle katılmadığını ifade etmiştir. Kirzıoğlu bu konuda şunları söylemiştir;: 1936-37 yıllarında resmi görevli olarak bulunduğum Posof’ ta –ki Damal da o zamanlar Posof’a bağlı nahiye idi- bizzat Mazlumi’ yle görüşmüş olan şahsiyetlerle konuşmuştum ve onlardan şairin bir oğlunun bulunduğunu öğrenmiştim. Hatta bana, oğlunun babasının şiir defterinin sayfalarına tütün sararak içtiğini söylemişlerdi. MazlumiOrtahanak’ ta ilk tahsilini yaptıktan sonra zamanın kültür merkezi olan Ahıska şehrine giderek orada medrese tahsili görmüş, sonra da Ortahanak’ ta imamlık ve hocalık yapmıştır.
Ahmet Mazlumi'nin hayat çizgisinin bütünüyle ortaya koyan bilgilerden mahrumuz. Memleketi Hanak, Osmanlı elinde iken dünyaya gelmiş, gençliğinde Rus esaret ve zulüm yıllarını İnternetış ve tekrar al bayrağa kavuşma günlerini görmüştür. Okumuş biri olarak da, içinden çıktığı halka önderlik etmiştir.
Mazlumi, Kırım’ da Gaspıralı İsmail Beyin çıkardığı Tercüman gazetesini okur, Osmanlı ülkesi ile dünyada olup biten olayları takip edermiş. Nitekim Türkiye’ nin Balkan faciasını da Tercüman’ dan takip etmiş, kendi esaretini unutarak Osmanlı ‘nın zevaline üzülmüş ve bu çöküşü destanlaştırmıştır.
O saz çalmaz, şiirlerini irticalen söylerdi. Ne yazık ki kendi eliyle yazdığı ve titizlikle muhafaza ettiği defteri ölümünden sonra korunmamış, zayi olmuştur.O, büyük bir vatanseverdir. bu özelliği, komşuları tarafından anlattığı gibi şiirlerinden de açıkça anlaşılmaktadır.
Mazlumi, devrinin ünlü aşıklarından Çıldırlı Şenlik, Narmanlı Sümmani ve Posoflu Zülali ile müşaade etmiş, karşılıklı deyişler söylemiştir. Onlar gibi saz çalıp aşıklık yapmadığından şiirleri de onlar kadar yayılmamıştır. Bununla beraber yakın çevresinde tanınmış, şiirler okur yazar ve ehl-i dil kişilerin defterlerine girmiştir.
1.
Geldi bahar faslı göründü yazlar
Kuruyup tozar mı bizim eller de?
Yığılıp turnalar öter mi kazlar
Sonalar yüzer mi bizim eller de?
Felek siteminden dalmışım yasa
Haçan ki bakarım aleme nasa
Acep ma’mur mudur mescit medrese
Okuyup yazar mı bizim eller de?
Kapan kapan oldu talan talana
Eski şad günümüz döndü yalana
O ki devletimiz gitti düşmana
Çift çubuk düzer mi bizim eller de?
Dostlar akrabalar kavim kardaşlar
Akıyor gözümden kan ile yaşlar
O aziz komşular yaran yoldaşlar
Cem olup gezer mi bizim eller de?
Hiç gidip gelen yok bu Ardahan’a
Çalkadı cihanı al kızıl kana
Mazlumi gurbette yok bana ana
Düşman kuy kazar mı bizim eller de?
(Rusların 1915 yılı kışında gerçekleştirdikleri Ardahan katliamı sırasında çoluk çocuğu alarak Posof’un Suskup [bugün AşıkZülali] köyüne gitmişti. Kırgın bitikten sonra bahar mevsiminde Mazlumi bu koşmayı Posof’ta söylemişti.)
2.
Şehr-i azim bir kal’aya rast geldim
Burcu durur üç ayağı üstüne
Bazarında la’l ü mercan saçılır
Sarraf yürür üç ayağı üstüne
Derununda bir bağı var gül açar
Aşnasını gören çağı dil saçar
Şavkı çoktur zulümattan yol saçar
Ziya verir üç ayağı üstüne
Mazlumi bu sırra aklım yitüptür
Ehl-i irfan mealine yetüptür
Adli çoktur yeri göğü tutuptur
Alem görür üç ayağı üstüne
(Saçar:Posof ve Hanak yerlileri ağzından seçer anlamındadır.Bir cönkte, bu parçanın Posoflu Noksani ile karşılıklı deyişme şeklinde yazılmış olduğunu gördük. Noksani’nin sonradan söylediği o hale getirilmiş olduğunu ihtimali kuvvetlidir.)
3.
Bir bende insan halk olacak ola
Yatacak yerinden kalkar toprağı
Cihana gelende ağaç gögerir
Açılır levh-i mahfuzda yaprağı
Yıldız akmak odur yaprağı kopar
Seğirdir o demde melekler kapar
Dünyanın önünde birini tapar
Onlar da bilirler yakın ırağı
Mazlumi der Azrail isim okuyor
Havf çeker daima Hak’tan korkuyor
Ayırmaz gözünü levhe bakıyor
Ezelden orada kurmuş tuzağı

4.
Yar dedi: ”Bir haber duydum zatından
Dedim söyle bana, hiç demem dedi
Yalvardım yakardım: “ Kadan alem!”
Savuş durma, burdan geç, demem, dedi
Dedim ben ricaya geldim ayağan
Verseler dünyayı vermem tırnağan
Öz elimden verdim canım armağan
Almadı muhannet “İşdemem dedi
Mazlumi der canan bu kuru şerdir
Seni benden eden hep o ağyardır
Dedim söyle görem bu ne haberdir
Sözüm bir zam gelüp beş demem dedi
5.
Göz yaşıyla name yazdım yolladım
Arzuhalim niçin yare gitmedi
Çünkü dostum sevgisi var serinde
Garip gönlüm intizara gitmedi

Sabrederim namus deyin ar deyin
Pervane-tek dolanırım nar deyin
Çünkü pirler bana verdi yar deyin
Niye olsun bahtı kara gitmedi

Mazlumi’ yi aşk ataşı yandırır
Belim büker çerağımı söndürür
Ah dediğin şahı tahttan indirir
Benim ahım o gaddara gitmedi
6.
Bugün gördüm bir çitf dilber, gaziler
Ağ sinesi taze kara benzerdi
Biçin zerbaf, tikin libas terziler
Geydirin ki boy çınara benzerdi

İkiside sürmelemiş gözleri
Hem gülüp hem söylüyordur sözleri
Kızarıp da terlemişti yüzleri
Gece çişkin yemiş nara benzerdi
Gezerim alemde bayramda toyda
Emsali yok bir millette bir soyda
İkisi de bir kıbalda bir boyda
İnsan değil perilere benzerdi
Mazlum, geliyordum ben Dedegül’ den
Onlar geliyordu çün Edegül’ den
Doldurulmuş yağlığın hem taze gülden
Cennetteki hurilere benzerdi
(Şair bir gün Ardahan’ ın Dedegül köyünden gelirken, Edegül’den Dedegül’e gitmekte olan iki geline rast gelince söylemiş.)
7.

El benimdir etek senin sultanım
Elim kes, eteğin kesme sevdiğim
Ayırırlar, seni benden ederler
El sözüne kulak asma sevdiğim
Yüzün aya benzer, halın yıldıza
Mevla’yı seversen gönlüm et rıza
Ayda bir ziyaret teşrif et bize
Özge yere ayak basma sevdiğim
Mazlumi der oldum hüsnüne mailOlmadım dünyada murada nail
Yavuz göz değmesin takın hamail
Reftah vur da yürü yosma sevdiğim
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://igdir.eniyiforum.org
MeNTaL
Admin


Mesaj Sayısı : 103
Kayıt tarihi : 10/12/08

MesajKonu: Geri: Hanaklı Mazlumi   C.tesi Ocak 03, 2009 1:28 pm

8.
Bana ikrar verdi bir şah-ı huban
O ikrarın müddetini gözlerim
Ben aziz tam gözlerim
Leyl ü nehar gözlerin
Dostum keremler kanı
Bir ihsanın gözlerim
Nice yıldır kaldım şeb ü zulmette
Umudum var bir aydını gözlerim
Kınamayın beni meftun olmuşum
O ki Leyla ben de Mecnun olmuşum
Ben aziz tam olmuşum
Mest ü hayran olmuşum
Geymiş abdal postu
Bir dervişan olmuşum
Yusuf-teki bend-i zindan oymuşum
Yakup gibi kan ağlıyor gözlerim

Mazluimi der gördüm rüya içinde
Aradım dünya içinde
Ben aziz içinde
Aşkın gönül içinde
Misli yok menenli yok
Külli eşla içinde
Bir cemal gördüm nur ziya içinde
Anıçündür gördüğümü gözlerim
9.
Ala gözlüm seni görmeye geldim
Kaçma benden bir Allah-ı seversen
Kaldır gül nikabın yüzün görmeyim
Yeri göğü Beytullah-ı seversen
Ben seni sevmişim hub cemalinden
Mine gerdanından koşa halından
Salma ben fakiri sen hayalinden
Nebiler serveri şahı seversen
Mazlum emmek ister la’l-i lebinden
Hiç doymak olurmu dil damağından
Buse ihsan eyle al yanağından
Yok söyleme ol İllah’ı seversen
10.
Gönül bağman isen dostun bağına
Gözleki har gelir gözlere düşer
Fırsant elde iken gün geçirenin
İşi çok fitne-i fellere düşer
Fırsant elde iken konuş yarınan
Gün geçirme gönül ahu zarınan
Giden dönmez devletinen varınan
Korkarım nazlı ellere düşer
Mazlumi dalıpsın fikire gama
Yetmedik bir yerde sohbete deme
Açıp yar vasfını her yerde deme
Aleme söylenir dillere düşer
11.
Eğlen dilber güzelliğin vasfedem
Çekilmiş kametin çınara benzer
Dedi hizmet edep erkanı senden
Marifetin aslı hünere benzer
Koynun içi benzer gül gülistana
Türlü reyhan kokar dönmüş bostana
Koynundaki yumru yumru mestana
Şevk verir dışarı, fenara benzer
Karadır kaşların gözlerin humar
Cemalin emsali şems ile kamer
Zerbaf mintanını kucmuyor keme
Kelfere teşbihtir zünnara benzer

Kurulmuş kaşların dönmüştür yaya
Gözlerin aklımı veriptir zaya
Her birisi dönmüş bir ejderhaya
Bükülmüş yüzünde şahmara benzer
Geçerim serseri efsane gibi
Fırsandı fevt ettim divane gibi
Mazlumi ucunda pervane gibi
Kalanmış ataşta yanara benzer
12.
Güvenme malına olma divana
Terk-i dünya her bir leci dağıdır
Nerde birlik orda dirlik demişler
Kötü insan imtizaci dağıdır
Çoktur gam firakım içmişim zehri
Tarümar olmuştur bu gönlüm şehri
Elin sitem sözü feleğin kahri
İnsanın bağrını acı dağıdır
Mazlumi ayrılma doğru rahından
Yüz tut murat iste şahlar şahından
Savuş intizardan elin ahından
Ah dediğin tahtı tacı dağıdır
13.
Bir kişi seninle eylese ülfet
O adamın aslı zatı yahşıdır
Namert sana şeker şerbet içirse
Merdin kuru muhabbetti yahşıdır
Hercayi sözlerden dem oldu başdan
Salağan adamın yüreği daşdan
Bed-nazar komşudan yaman kardaşdan
Kadir bilenlerin iti yahşıdır
Ağzından yan çıkan dodaksız sözden
Perdeler bozulur ayarsız sazdan
Söylegen gelinden gülegen kızdan
Meyhanada sarhoş kötü yahşıdır
Mazlumi söylüyor sözünü sağdan
Nur verir fitilden şem yanar yağdan
Yemeksiz otağdan meyvasız bağdan
Çölde biten geven otu yahşıdır
14.
Ey dağlar yar seyrana çıkıptır
Öz özüne değil yenge çıkarır
Geyinmiş kuşanmış dürlü libası
İncisi mercanı denge çıkarır
Aşık olan gözler yarin bakşını
Ben çekerim befasızın aşkını
Cemalin şavkını ruyun nakşını
Elvan etmiş kızlar renge çıkarır
Dolandım cihanı yoktur emsalin
Hayalimde arzularım visalin
Eğer ki düveller görse cemalin
Kan töker işleri cenge çıkarır
Asılmış mercan hal, al yanağına
Sanki fiske düşmüş kan çanağından
Zülüf burmasından al buhağından
Haçan büse verse çenge çıkarır
Mazlumi der üç hicran var bir bende
Bir cihanda bir cananda bir bende
Hulusinen Mevla’m dese bir bende
Anı darda koymaz genge çıkarır

(Bu şiirde Mazlumi’ nin istediği kız başkasına verilip düğünü olduğunda söylemiş.)
15.
Bugün bir name geldi vefasız yardan
Bize doğru haber yaz gelsin demiş
O bize gelende el kötü söyler
Çeksin ayağını az gelsin demiş
Hoş tutmam kendime aslı kıllığı
Yiğit olsa sürmez husumatlığı
Çıkarsın kalbinden her kötülüğü
O bize gelende düz gelsin demiş
Mazlumi der kaldım şivanda vayda
Arzum kaldı o mısmette o payda
Dahi yoktur ona benden bir fayda
Söyle nevcivana vaz gelsin demiş
16.
Bugün ben bir peri gördüm
Sırma saçın tarar gezer
Bölüp tökmüş sağa sola
Dal gerdanda örer gezer
Çıkıp tahtında oturmuş
Aleme hükmün yetirmiş
Sona-tek eşin yitirmiş
Maral gibi arar gezer
Mazlumi gördüm göz ilen
Islaha gelmez naz ilen
Benden kaçar el söz’ ilen
Çekip yüzün sarar gezer

17.
Bugün ben bir peri gördüm
Yeşil geyinmiş al üzre
Maşallah hüsnüne anın
Cemal olmaz cemal’ üzre
O yar bizden firar olmuş
Ben avcı bi-karar olmuş
Bu gölüme yarar olmuş
Koymuş kemal kaş üzre
Mazlümi baştan sökülmüş
Mah-cemal üzre tökülmüş
Şahmaran misli tikilmiş
Top zülüf koşa hal üzre
18.
Vasfını söyleyim bilmeyen bile
Bu cümle alemi yıktın Nikola
Bu yazık milleti ettin kul köle
Ne zaman ki tahta çıktın Nikola
Yürüdüm babanın gittiği yola
Erişti islama nice bin bela
Niçe baş bileni bend etti kal’ a
Bir tutar koymadın yaktın Nikola
Fehmi olanları sürdün siber’ e
Başladın zulüme şiddet cebire
Hahol Malakan’a hem Dohobor’a
Komşu ettin bizi çıktın Nikola
Niçe şen yerleri viran eyledin
Hali buldun bu yerleri yaladın
İstediğin yeri böldün payladın
İslam’a kem gözle baktın Nikola
Nazlım Ardahan’ı çöle döndürdün
Niçe hanedanı tahttan indirdin
Şikayet edeni yaktın yandırdın
Her birine bir kulp taktın Nikola
Her düvere kurdun niçe düzeni
Koymazsın açıla okur yazarı
Kaynatırsın hile ile kazanı
Bu dünyaya kazık çaktın Nikola
Kazan şehir Kırım hemi Dağıstan
Teke,Türkman, Hive, Turan, Türkistan
Güzel Adılbecan, Çerkez, Gürcistan
Zulmünle canını sıktın Nikola
Kalmadı mücahit İslam mükedder
Eksik olmaz gine kandan mücevher
Mevla’m kılar ise fırsat müyesser
O zaman gör rahat vaktın Nikola
Devrile deranın yok ola varın
Kalka üstümüzden fesadın şerin
Şevketli-l Osman zaptede yerin
Karalana ikbal bahtın Nikola
Yanık mazlum söyler vasf-i halini
Senin zulmün kırdı anın belini
Bir Allah’ a verdi arzuhalini
Dağılsın o tacın tahtın Nikola
(Çarlık Rusya’sı, zulüm altında tuttuğu bölgelerde, özellikle Kars ve civarında Türk nüfusu azaltarak Hristiyan nüfusu yoğunlaştırma çabası içindeydi. Halkın önderlerini tutukluyor, sürüyor, halkı göçe zorluyor ve Hristiyanları getirip buralara yerleştiriyordu. 1905 yıllarında Mazlumi, bu durumu anlıyor ve üzülüyordu. O zamanki şartlar altında Aşık mahlasıyla söylediği bu destanı yazarak köylere gönderiyordu.)
19.

Sene bin üç yüz on bir tarihinde
Bir zelzele düştü cümle aleme
Zelzele ne idi vasfedem kardaş
Sizler kulak tutun bu serencama
Serencam dinleyin öğrenin hali
Hakk’ ın hışımının olmaz emsali
Huda’ nın emriyle yağdı bir dolu
Gören insanlar hep düştüler gama
Gama düşende hep dedi: El-aman
Kaptancı dağından koptu bir duman
İndi Dikanlara yağdı bir zaman
Oynadı bulutlar, gürledi sema
Gürleyip yıldırım, şimşek atarken
Dediler kaynadı Kerkedan, Dikan
Budandı evelik, batbata, tikan
O güzel ekinler töküldü kuma
Kuma tökülende ekinle bostan
Mahvoldu tarlalar değmeden tırpan
Dedim ki ben bunu eylersem destan
Dedi sakın eksik söyleme
Söyleme diyende havaya çıktı
Dedik bu hesaba cihanı yıktı
Andan Hanaklara yolu bıraktı
Dedi sizler bakın kal-makalıma
Kal-makala baktık geçti izleri
Göğe direk etti duman tozları
Ağlattı kadını , kırdı kızları
Sağ kalan kendini verdi serseme
Serseme verende insafa baktı
Atlayıp sinordan gevşeden çıktı
İnip Urumların canını sıktı
Ondan Natala’ ya yazdı bir name
Nameyi okuyup eyledi nazı
Büyüğü küçüğü olmadı razı
Duydular geliyor dolu avazı
Minnet ettiler sinora uğrama
Uğrama diyende taksim kılındı
Biri Geç’ e biri Konk ‘a bölündü
İkisi bir yörüş etti silindi
Hemen Ahaşen’ e attılar dama
Ahaşen’de kaldı nice bir eyyan
Gitmedi bir yana hep oldu tamam
Bizlere kahroldu ahirül-encam
Ne bayram tutarız ne bir Cuma
Cumayı bayramı Hak Mevla’m sorar
Hangi bir işimiz var Hakk’a yarar
İncedir bir kılı yediye yarar
Gönül özün ağla ele ağlama
Ağlayıp bu gönül kurtulmaz yastan
Aşk şarabı içip olmuşum mestan
Mazlumi yadigar kıldı bir destan
Yazıp yollamalı Haleb’e Şam’a

1895 yılı yazında Hanak’ı büyük bir dolu afeti vurmuştu. Bu zincirleme destan o zaman söylenmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://igdir.eniyiforum.org
MeNTaL
Admin


Mesaj Sayısı : 103
Kayıt tarihi : 10/12/08

MesajKonu: Geri: Hanaklı Mazlumi   C.tesi Ocak 03, 2009 1:28 pm

20.

Fukaranın kimse bakmaz haline
Yazık oldu ulusuna eline
Azar düştü bizim köyün malına
Kara toprak oldu malı Hanak ‘ın
Doktorlar azarrı o ki duydular
Sağ iken mallardan deri soydular
Bir kuyuya doksan malı koydular
Gör ne yaman oldu hali Hanak ‘ın
Doktorlar çaparlar köye dalaştı
Sabiyle sübyanın dili dolaştı
Bu bizim ahımız arşa ulaştı
Kara toprak oldu hali Hanak’ ın
Göğde petek gibi gezer sinekler
Ağlar karılar süt vermez inekler
Ellerinde bomboş kaldı külekler
Gör ne yaman oldu hali Hanak’ın

Ardahan’dan uzun Doktor yürüdü
Çok adamın içten bağrı eridi
Yarı yazdan külek çanak kurudu
Kara toprak oldu malı Hanak’ın

Naçarlar halinde kimse bilmedi
Çok söyledik sözü kanan olmadı
İnekten danadan biri kalmadı
Gör ne yaman oldu hali Hanak’ın


Biz gafilken Oltu Doktoru geldi
Şenliğin içine velvele saldı
Kazmayla malların beynini deldi
Kara toprak oldu malı Hanak’ın
Kan ile dolmuş sürmeli gözler
Boş kaldı tarlalar çayırlar düzler
Elden çıktı kardaş gibi öküzler
Gör ne yaman oldu hali Hanak’ın
Biz de ta’cüp ettik bu derdi
Bu derdi vermesin Mevlam dağ taşa
Böyle padişahı tahtından düşe
Kara toprak oldu malı Hanak’ın
Bi-çare aşık kaymış uryana
Malların acısı kar etti cana
Rus-un tahtı tacı başına döne
Gör ne yaman oldu hali Hanak’ın
Mazlumi sözlerim söyledim tamam
Mevla m nasip etsin bizlere iman
İç yüz doksan malı kırıldı heman
Kara toprak oldu malı Hanak’ın
Gör ne yaman oldu hali Hanak’ın
(1908 yılı yazında Ardahan ve Hanak çevresinde sığırlar arasında müthiş bir salgın yayılıyor. Vilayetten gelen baytarlar, bu salgını önlemek için hayvanları telef etmiştir.)
21.

Hey ağalar dinlen kavga işini
Görki Şadevan’da kal-makal oldu
Dağlar seda verdi toplar atıldı
Nas ağlaştı, didem yaşı sel oldu
Sel sel oldu yaşım ahu zar indi
İmdada yerişen Mevla’ dır indi
Yalağuzçam gediğinden görüldü
Nizam kadem bastı gel ha gel oldu
Gel ha gel olanda yürüdü asker
Dört bin koşum idi tamam hulüskar
İbrahim Paşaydı onlara serdar
Kazak gördü işi müşkül hal oldu
Çal ha çal olanda çekti koşunu
Dizi üste indi dağın döşünü
Herkes koltuğuna aldı başını
O gün akşamaçan çal ha çal oldu
Çal ha çal olanda Urus bozuldu
Saldat kaçtı şoş yoluna düzüldü
O gün her tarafa gazet yazıldı
Alındı Ardahan kızıl gül oldu
( 35. Osmanlı ordusunda görev yapan ve o zamanlar milli çeteyle Ardahan’a Alman binbaşısı stange, halka, “İbrahim Paşa” adıyla tanıtılmıştı. Milli çetemizin mevcudu da 4000 kişiymiş. )
Kızılgül’de türlü sohbet açıldı
Yaralı sağ birbirinden seçildi
Cahil olan çiçek gibi biçildi
Koçyiğidin gülgez kanı göl oldu
Yığıluban gülgez kana bakması
Analar ağlayup şivan çıkması
Et talanı Ardahan’ın yağması
Yiğirmi dört saat ha al oldu
Al ha al olanda gelmedi imdat
Derakap yanını sardı hep sadat
Ya Rabbi mümine sen eyle medet
Çok kimsenin mezar yeri çöl oldu
Çok çöller karardı topun narindan
Urum korktu nasın tarümarından
Kalktı Hanaklardan göçtü yerinden
İrkü aldı öz özüne del’oldu
O ülküde Orağaz’ı kırdılar
Ne dindürüp nede mühlet verdiler
O ki bu kırgını hep de gördüler
Duyan kaçtı her tarafa yol oldu
Yol gitti Meyram’a görün bu işi
Yan yana düzdüler yüz elli kişi
Birden eylediler tabur ateşi
Onlar da orada sini Sal oldu
Sini Sal oldular dünya yüzünden
Kan töküldü Öçekli’nin gözünden
Geldi geçti Beyrehatun düzünden
Şoş etrafı tırpan değmiş cel oldu
Cel cel oldu gitti insanın leşi
Dahi yere yattı kalmadı kişi
Zennelerin ahı titredir arşı
Çok güzelin kirşanları kül oldu
Yandı fani dünya kül oldu bütün
Hak yardım eylesün bu işler çetin
Kimsede kalmadı ağız lezzetin
Çok kimsenin yerişmişi kel oldu
Acep n-acap imiş keli yiyende
Sadık kullar gam donunu giyende
Aklı puc olur dizi sıyrık diyende
Yakın bil ki bir gün Kenarbel olur
Kenarbel’i ağayanı gezeni
Molla müderrisi okur yazanı
Bütün gitti saltanatı düzeni
Kurtulanı koyun ile mal oldu
(Rusların ırz düşmanlığını duyan kızlar ve gelinler, çirkin ve yaşlı görünmek için, yüzlerine kül ve is sürüyorlarmış. Şair kirşan (pudra) yerine külle is kullanıldığına işaret ediyor.)

Adgüzel’ in şen idi konağı
Kamekan bezekli kaldı otağı
Badvalda saklardı doksan yatağı
Yüzü kumaş çarşafinan şal oldu
Derviş Ağa tuttular otağında
Süngüllü Kazaklar solu sağında
Oğlunu vurdular göz kabağında
Ne talihi kara gelmiş kul oldu
Derviş Ağa yandı katip elinden
Beni de vur dedi kendi dilinden
Çaparın güllesi söktü dalından
Ne ecele karşı gelen pul oldu
Pul dedi saldatın gör nice biri
Meramı İsa’yı koymamak diri
Korkmadı ölümden dönmedi geri
Öz şehit dilinde Hak Resul oldu
Şehit düşenleri böyle gördüle
Günahı yok nahak yere kırdılar
Ne dindirdiler ne hali sordular
Dil bilenler var ise de lal oldu
Lal oldu köylerin tutuldu dili
Kazaklar taladı serveti malı
Yollarda şehitler tuttu sağ solu
Bi-günah İslam’ a böyle hal oldu

Hal yaman, şehide böyle baktılar
Çok canları mızraklara taktılar
İlerde olanı hepte yıktılar
Ara yerin müzeviri bol oldu

Müzevirlerden çok çektik belayı
İslam’ı kırdılar edna a’layı
Ardahan, Hoçuvan, Büyük Göle’yi
Sağ kalan çöllerde sersefil oldu
Sersefili şimdi atak oyanı
Enver Beğ’ in adı aldı cihanı
Alman, Avusturya, hem Al-Osmanı
Bir Hamza bir Rüstem biri Al-oldu
Tevarih bin üç yüz otuz senede
Anda kulağıma değdiği bir seda
Şimdi itibarsız fani dünyada
Kul Ahmet’in bu destanı böyl’oldu
(37) 1330: Miladi 1914 yılı.
(38) Kırzıoğlu’ nun Edebiyatımızda Kars kitabında(s. 96-98)verilen bu destanın şairi kul Ahmet hakkında, “Çıldır Karapapak Türklerinde olduğu anlaşılan kul Ahmet adlı bir ehl-i dil” notu vardır. 1937 yılında kaleme aldığı derleme defterinde ise Mazlumi’ nin şiirleri arasında yer almaktadır. Bu destan, 1915 yılında Ardahan’daki Rus katliamına söylenmiştir. Söz konusu defterde, destanın, Kırzıoğlu’nun annesinin kızlık arkadaşı, Kars eşrafından Atbaşoğullları ailesine mahsup Hurize (altındaş) Hanım tarafından 1919’da Ahıska’da derlendiğine dair notlar bulunmaktadır. Birçok mısraın değişik varyantları varsa da, karmakarışık olacağı düşüncesiyle diğerlerinden sarfınazar edildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://igdir.eniyiforum.org
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Hanaklı Mazlumi   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Hanaklı Mazlumi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
IĞDIR FORUM :: IĞDIR HAKKINDA HERŞEY :: IĞDIR HAKKINDA HERŞEY :: Iğdır edebiyatı-
Buraya geçin: